Atatürk'ümüzün Engin Ruhuna Binlerce Fatihalar...
2/11/2009 ·

ATATÜRK'Ü Ä°Yİ ANLAMAK
M.K.Atatürk
Atatürk, gerek etkileyici kiÅŸiliÄŸi, gerekse ahlaki meziyetleri ile tüm dünyanın kalbinde taht kurmuÅŸ, eÅŸsiz bir liderdir. ÇöküÅŸ arifesinde olan, enkaz haline gelmiÅŸ bir imparatorluÄŸun, kölelik tehdidi ile karşı karşıya kaldığını sezinlemiÅŸ, milletimizi esaretten kurtarmak için büyük bir milli kurtuluÅŸ hareketi baÅŸlatmıştır.
Cumhuriyet tarihimiz süresince, kritik dönemler atlatan milletimiz, bir çok problemin üstesinden, yalnızca Atatürkçü düÅŸünceye ve milliyetçi-muhafazakar kimliÄŸe sahip çıkmakla gelinebileceÄŸini artık kavramış durumdadır. Türkiye'nin 21. yüzyılda, büyük önderin hedef gösterdiÄŸi "muasır medeniyetler" arasında yer alması ve ülkemizin "lider ülke Türkiye" olması için Atatürk'ün açtığı bu yolda emin adımlarla ilerlenmesi gerekmektedir.
Atatürk, bir konuÅŸmasında "ÇaÄŸdaÅŸ bir cumhuriyet kurmak demek, milletin insanca yaÅŸamasını bilmesi, insanca yaÅŸamanın neye baÄŸlı olduÄŸunu öÄŸrenmesi demektir"1 diyerek, Cumhuriyetin kurulması ve bekası için "insanca" yaÅŸamanın önemine dikkat çekmiÅŸtir. Atatürk, Müslüman-Türk Milleti'nin insanlık onuruna yakışır ÅŸekilde yaÅŸaması için bu sorumluÄŸu kendi omuzlarında hissetmiÅŸ, ülkeyi sahiplenmiÅŸ, artık misyonunu tamamladığına inandığı bir imparatorluÄŸun üzerine yeni temellere dayanan bir devlet kurmuÅŸtur.
Åžüphesiz, Atatürk dünyada benzerine az rastlanan bir liderdir. Kendisi Türk Devleti'ni bizlere, özellikle de tüm kalbiyle güvendiÄŸi gençlere emanet etmiÅŸtir. Türk Milleti'nin baÄŸrından, onun izini süren yüzlerce, hatta binlerce Atatürk çıkaracaktır. Nitekim Ulu Önder Atatürk de bu temennisini ÅŸu ÅŸekilde ifade etmiÅŸtir:
"İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, fani Mustafa Kemal; diÄŸeri milletin içinde yaÅŸattığı Mustafa Kemaller idealidir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doÄŸurmadı mı, Türk anaları daha nice Mustafa Kemaller doÄŸurmayacaklar mı? Feyz milletindir, benim deÄŸildir." 2Bizlerin yapması gereken ise Atatürk'ün ilkelerini daima ayakta tutmak, milletçe bu konuda bilinçlenmek ve onun gösterdiÄŸi güzel ahlakı örnek almaktır. Bunun için ise, öncelikle Atatürk'ün ahlakını yakından tanımakla baÅŸlamalıyız.
Atatürk'ü iyi anlamak; sadece onun ÅŸahsına yönelik övücü konuÅŸmalar yapmak, sözlü olarak takdir etmekle deÄŸil, kendisinin milletinden ne istediÄŸini anlamak, fikir yapısını ve ilkelerini hayata geçirmek demektir. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk, kendisini anlamanın, onun yolunda ilerlemenin nasıl mümkün olacağını yol olarak bizlere ÅŸu ÅŸekilde belirtmiÅŸtir:
"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek deÄŸildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir (yeterlidir.)"3
İşte bu kitabın yazılmasındaki amaç; insanı insan yapan ahlaki deÄŸerleri Atatürk'ün sözlerinden alıntılarla anlatmak, bayrağımızın göklerde özgürce dalgalanması, Devletimizin ve milletimizin bekası için "güzel ahlakın" ÅŸart olduÄŸu konusunda genç nesilleri bilinçlendirmektir. Ulu Önder Atatürk'ün dediÄŸi gibi yalnızca "kılıçla fetih yapanlar maÄŸlup olmaya (yenilmeye) ve netice itibarıyle mevkilerini onlara bırakmaya mecburdurlar."4 Bu sebeple milletin ve devletin bekası için toplumu oluÅŸturan her bireyin güzel ahlaklı olması lazımdır.

AHLAK GÜZELLİĞİNİN ÖNEMİ
Åžanlı bir geçmiÅŸe sahip olan milletlerin arkalarında tarih boyunca her zaman, üstün yetenekli ve çok yönlü liderler olmuÅŸtur. Mustafa Kemal Atatürk de askeri ve siyasi olarak "sorumluluk alma" "sahiplenme", "fikir ve siyaset adamlığı" gibi özellikleri ile eÅŸsiz bir liderdi.
Bugüne kadar pek çok kimse Atatürk'ün, baÅŸarılı liderlik özelliklerinin ardında, onun, yalnızca karizmatik kiÅŸiliÄŸi, yeteneÄŸi, zekası, karar verebilme gücü ve kendine olan güveni gibi özelliklerini aramıştır. Elbette Atatürk'ün baÅŸarısında bu dahiyane özelliklerin çok büyük katkısı vardır. Ancak Türkiye'nin 'uzun soluklu' liderinin baÅŸarısının ardındaki sırrı öÄŸrenmek için asıl onun ahlaki özelliklerinin deÄŸerlendirilmesi gerekir.
Atatürk'ün hayatı, incelenecek olursa elde ettiÄŸi baÅŸarının onun ahlak güzelliÄŸiyle son derece baÄŸlantılı olduÄŸu görülecektir. Atatürk, çöken bir imparatorluÄŸun ardından, milletin bağımsızlığının tehlikeye girdiÄŸini sezinlemiÅŸ ve bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için pek çok fedakarlıkta bulunmuÅŸtur.
Åžu, göz ardı edilmemesi gereken bir noktadır ki, Mustafa Kemal'in vatanı ve milleti için yaptığı tüm fedakarlıklar, onun inançlı yapısı sonucu ortaya çıkan güzel ahlak özellikleridir. Güzel ahlakın kökeni ise dine dayanır. Dini deÄŸerlere inanmayan, vicdanı ile hareket etmeyen bir insanın, tehlike altında olan vatanını ve milletini kurtarmayı düÅŸünmesi, gelecek nesil için canını bile severek ortaya koyması mümkün deÄŸildir. Peygamberimiz Hazreti Muhammed, "Müminler arasında imanca en kâmil olanı, ahlakça en güzel olanıdır"5 buyurmuÅŸtur. Peygamberimiz (sav)'in bu sözü, Mustafa Kemal'in üstün ahlakının din ahlakına olan baÄŸlılığından kaynaklandığının en güzel örneklerden birini teÅŸkil eder.
Bir milleti birbirine kenetleyen en önemli baÄŸ güzel ahlaktır. Toplumu oluÅŸturan fertlerin güzel ahlaklı olması, toplumun genelini etkilediÄŸi gibi, sevgi, saygı, dürüstlük, fedakarlık, gibi ahlaki deÄŸerlerin yaÅŸanması toplumu, her geçen gün daha da güçlü bir hale getirecektir. Ahlaki deÄŸerlerini ön planda tutmayı yaÅŸam biçimi haline getiren insanlardan oluÅŸan toplumda her zaman birlik, beraberlik ve dayanışma olur.
Güzel ahlakın bilinmediÄŸi toplumları ise, ahlaki dejenerasyon, içten içe kemiren korkunç bir hastalık gibi sarar. Sevgi, saygı, dürüstlük, fedakarlık yerine, çıkarcı ve egoist bir yapı hakim olur. BaÅŸka bir deyiÅŸle din ahlakının olmadığı yerde güzel ahlak da yoktur. Çünkü bir insanın güzel ahlaklı olmasını saÄŸlayan Allah korkusu ve Allah sevgisidir. Ahlaki yapısı bozulan toplumlar eninde sonunda çökmeye mahkum olurlar. Tarihe baktığımızda bunun birçok örneÄŸini görmek mümkündür.
Atatürk'ün, Türk Milleti'ne yol olarak gösterdiÄŸi Kuran ahlakı toplumda yaygınlaÅŸtığı zaman ise, yardımlaÅŸma, adalet, fedakarlık, hoÅŸgörü, dürüstlük gibi deÄŸerler daha fazla yaÅŸanacak, toplumun fertleri dayanışma içinde daha da güçlü bir yapıya doÄŸru ilerleyecektir. YardımlaÅŸma ve iÅŸbirliÄŸinin olduÄŸu toplumumuzda "birlikten kuvvet doÄŸacak", yurdumuz dünya ülkeleri arasında hak ettiÄŸi yeri alacaktır.

ATATÜRK'ÜN AHLAKİ KİMLİĞİ
Atatürk, sadece siyaset adamlığı ve askeri kiÅŸiliÄŸiyle deÄŸil, aynı zamanda ahlaki kimliÄŸi ile Türk Milleti'nin önünde çok güzel bir örnektir. Ulu Önder Atatürk, İslam ahlakıyla ahlaklanmış, tam bir Osmanlı beyefendisidir.
İnsanlara karşı son derece müÅŸfik ve hoÅŸgörülü olan Atatürk'ün yüreÄŸi, millet ve insan sevgisiyle doludur. Onu tanıyanlar her zaman bitmek bilmeyen sabrını, fedakarlığını, insan sevgisini takdir etmiÅŸ ve medeni kiÅŸiliÄŸini gıpta ile izlemiÅŸlerdir. Cemiyet hayatına düÅŸkünlüÄŸü, sosyal iliÅŸkilerdeki baÅŸarısı ve candan konuÅŸmaları ile tanınan Atamızın tüm bu özellikleri, aslında onun güzel ahlakının bir yansımasıdır. Büyük Önder, yaÅŸadığı zor ÅŸartlarda bile bu kiÅŸiliÄŸinden taviz vermemiÅŸ her zaman çevresindekilere neÅŸe, canlılık ve moral vererek kendisini tanıyan her insanın kalbinde çok önemli bir yer edinmiÅŸtir.
![]() Çocuklara karşı ÅŸefkatini her fırsatta gösteren Atatürk, Osmaneli İstasyonu'nda bir öÄŸrencinin okuduÄŸu ÅŸiiri dinlerken. |
Atatürk'ün güzel ahlakı, Türk Milleti için her ne pahasına olursa olsun hizmeti kendine ilke edinmesinden ve bu uÄŸurda hiçbir özveriden kaçınmamasından anlaşılmaktadır. Fedakarlık için asıl önemli olanın ulusun ve vatanın esenliÄŸini ve güvenliÄŸini saÄŸlamak olduÄŸuna inanan Atatürk gerekirse bu uÄŸurda canını bile feda edeceÄŸini söylemiÅŸtir:
"Ben icap ettiÄŸi zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceÄŸim.6
Ahlakı ile de her zaman Müslüman Türk halkına örnek olan Atatürk son derece merhametli, ÅŸefkatli ve bağışlayıcı bir yapıya sahipti. Yakın çevresinden bir dostu Mustafa Kemal'i ÅŸu sözlerle anlatmıştır:
"Duruma göre esnek davranmasını bilir, kimseye asla kin tutmaz, ne kadar kızarsa kızsın bir zaman sonra onu affeder, olanları unuturdu. Bu yüzden çevresindeki bir çokları zaman zaman gözden düÅŸer, sonra yeniden affedilir, eski yerini alırdı." 7
![]() |
Atatürk'ün ahlakında ailesinin muhafazakar ve manevi deÄŸerlerine baÄŸlı olmasının çok büyük rolü olmuÅŸtur. ÇocukluÄŸunde iyi bir aile terbiyesi görmüÅŸtü. İlk din eÄŸitimini annesi Zübeyde Hanım'dan almış ve yine dindarlığıyla tanınan babası Ali Rıza Bey'in güzel ahlakından da etkilenmiÅŸtir. Mazbut bir ortamda büyüyen Mustafa Kemal çevresinde, küçük yaÅŸlardan itibaren efendiliÄŸi ve candanlığıyla tanınmıştır.
Atatürk'ün iliÅŸkilerinde saygı ve sevgi esas olmuÅŸtu. Ve Mustafa Kemal insana her zaman hak ettiÄŸi deÄŸeri vermiÅŸti. Kalbi milletinin bireylerine karşı sevgi ile dolu olan Atatürk her zaman, "Millet sevgisi kadar büyük bir mükafat yoktur"8 derdi. Mustafa Kemal Atatürk'ün en önemli özelliklerinden biri, çevresiyle olan insan iliÅŸkilerini hep yumuÅŸak, sıcak ve içten tutmuÅŸ olmasıdır. Herkese sevgi ve iyi niyetle yaklaşır, her an yardımseverliÄŸini ön planda tutmaya çalışırdı. Çevresinin kalabalık olmasından çok hoÅŸlanır, devlet ve bilim adamlarını akÅŸam yemeklerine davet eder, ülke meselelerinden bahseder, onları çok güzel ağırlardı.
Özel hayatında büyük bir sadelik içinde yaÅŸayan Atatürk, sahip olduÄŸu bu üstün ahlak özelliÄŸini göstermek için birçok çocuÄŸun hamiliÄŸini üstlenmiÅŸ, birçoÄŸunu da manevi evlat olarak kendine seçmiÅŸti. Atatürk'ün manevi evlatları, Afet İnan, Sabiha Gökçen, Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra, Mustafa, Abdurrahim, İhsan'dır.
Bir ulusu yok olma tehlikesinden kurtaran Atatürk, insanların küçük görülmesinden hoÅŸlanmaz, her kim olursa olsun, Allah'ın yarattığı bir kul olduÄŸu için ona deÄŸer verilmesi gerektiÄŸini düÅŸünürdü. Milletinin ayrı ayrı her evladına kıymet verir, herkesin de birbirine aynı deÄŸeri vermesini isterdi. İnsanları küçük düÅŸürecek tavırlar, alay ve lakap takma gibi çirkin ahlak özelliklerini hiç sevmezdi.
![]() Atatürk, güzel ahlakıyla hem Türk Milleti'ne hem de tüm dünya milletlerine örnek olmuÅŸ eÅŸsiz bir liderdi. |
Karşısındaki insanı küçük görme ve ona alçaltıcı lakaplar takmanın İslam ahlakında da çirkin karşılanan bir tavır olduÄŸunu bilen Atatürk, o dönemde kentlerde yaÅŸayıp da köylüleri küçük gören vatandaÅŸlara, ÅŸiddetle karşı çıkmış, köylüyü küçük gören, onların cahil, anlayışsız ve kaba olduÄŸunu savunanlara ve birbirlerine hakaret kastiyle "köylü gibisin" diyen kiÅŸilere, "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi köylüdür" diye karşılık vermiÅŸtir. Köylünün layık olduÄŸu deÄŸeri göstermek için de gittiÄŸi yerlerde bu sözünü tekrarlamıştır.9
Ahlakının temelini İslam ahlakı üzerine kurmuÅŸ olan Atatürk'ün bu ahlakı yine Kuran'ın öÄŸretisi ile çok mutabıktır. Zira Hucurat Suresi'nin 11. ayetinde Allah, alay, lakap takma ve küçük düÅŸürmenin çirkin özellikler olduÄŸunu bildirmiÅŸ, bir ayetinde ÅŸöyle buyurmuÅŸtur:
"Ey iman edenler, bir kavim (bir baÅŸka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düÅŸürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın." (Hucurat Suresi, 11)
![]() Atatürk, İzmir dönüÅŸü UÅŸak'ta karşılanırken dua ediyor. (18 Åžubat 1923) |
Atatürk, güzel ahlaklı olduÄŸu kadar aynı zamanda çok ince düÅŸünceli bir insandı. NeÅŸeli, nüktedan yapısı ve keskin zekası ile açıkları kapatır, kimsenin utanacağı bir duruma düÅŸmesini istemezdi. Bir ülkenin Kralının katıldığı yemekli bir davette geliÅŸen bir olay onun güzel ahlakını yine ön plana çıkarmıştı. Atatürk'ün bu olay esnasında gösterdiÄŸi ince davranışı ÅŸöyle anlatılmıştır:
"Yemek sırasında garsonlardan biri, fazla heyecanlandığı için mi nedir, elindeki büyük porselen tabakla yere yuvarlandı. Sofradakiler utanç içinde önlerine baktıkları bir anda Atatürk sanki hiçbir ÅŸey olmamış gibi Kral'a doÄŸru eÄŸilerek : Bu millete herÅŸeyi öÄŸrettim, fakat uÅŸaklığı öÄŸretemedim. diye hem meseleyi kapattı, hem de ortalığı neÅŸeye boÄŸdu. Garsona da 'vazifene devam et! Emrini verdi.10
Türk Milleti'ne bizzat ahlakıyla örnek olmuÅŸ Atatürk, gerek devlet yönetimi, gerekse yapmış olduÄŸu reformlarla halkın da güzel ahlakı yaÅŸaması için bir çok tedbir almıştır. Åžimdi bu konuları sırasıyla inceleyelim.
GÜZEL AHLAKIN KAYNAÄžI DİNDİR: ATATÜRK'ÜN İSLAM DİNİNE BAKIÅž AÇISI
Atatürk hakkında en çok tartışılan konulardan biri onun din anlayışıdır. Bazı çevreler, Atatürk'ü her zaman 'din aleyhtarı' gibi göstermeye çalışmışlardır. Mustafa Kemal'in sözlerini, izlediÄŸi yolu ve politikalarını gözden geçirdiÄŸimizde gerçeÄŸin hiç de bu çevrelerin iddia ettiÄŸi gibi olmadığını, aksine Atatürk'ün dinine baÄŸlı bir insan olduÄŸunu görürüz. Atatürk'ün dindarlığını onun en yakınlarında öÄŸrenmek gerekir.
![]() Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi, İcra Vekilleri Heyeti'nin önüne geçmiÅŸ dua ederken. |
ATATÜRK'ÜN DİNDARLIÄžI HAKKINDA NE DEDİLER?
Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen Mustafa Kemal ÅŸöyle anlatıyor:
"Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meÅŸguldü. Bir süre ayakta bekledim. Birden derin bir iç geçirdi. Ve "Allah" dedi. O bunu sık sık tekrarladı. Atatürk hakkında evvelce çok ÅŸeyler duymuÅŸtum. Bu tesirle olacak bir hayli ÅŸaşırdım. Onun aÄŸzından Allah kelimesini duymak beni bir hayli ÅŸaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. Atanın yüzüne ÅŸaÅŸkınca bakmış olacağım ki,
-"Sen dindar mısın" diye sordu?
-"Evet dindarım" dedim. Ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoÅŸuna gitmiÅŸti.
"Çok iyi, Allah, büyük bir kuvvettir. Ona inanmak lazımdır" dedi. Ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur. Ve Ata, bütün söylenenlerin hilafında dindar bir insandı.11
Atatürk'ün diÄŸer manevi kızı Ülkü ÅžüküllüoÄŸlu anlatıyor:
![]() |
"Annemi Zübeyde Hanım büyütmüÅŸtür. Onun anneme anlattığı bir anıyı aktarayım. Atatürk, 25 AÄŸustos'ta Kocatepe'ye çıktığı zaman orada ÅŸöyle dua ediyor: "Allah'ım senin bana verdiÄŸin fikir ve zeka ile ben bütün planlarımı gerçekleÅŸtirdim. Bundan sonrası artık senin mukadderatın�" O, Allah'ına inanan bir insandı. PaÅŸa, Ramazan'da Dolmabahçe'de veya Çankaya'da olduÄŸunda anneme "Vasfiye oruç tutuyor musun?" diye sorarmış, annem "tutuyorum" dediÄŸinde çok memnun kalırmış. Bana hastalandığımda dua ettirirdi, kendi de ederdi. Çok iyi hatırlıyorum, tifo geçiriyordum çok üzülmüÅŸ beni kurtarması için Allah'a dua etmiÅŸ. Annesi Zübeyde hanım da çok dindarmış. Anneme daha 7 yaşındayken Kuran dersi aldırmaya baÅŸlamış. Kız kardeÅŸi Makbule hanımın da devamlı namaz kıldığını biliyorum."12
"Annesi Zübeyde hanım da ablası Makbule hanım da çok dindar insanlardı. Namaz kılarlardı. Tam dindar bir aile ortamında yetiÅŸti. Atatürk de dindar bir insandı. Çok beÄŸendiÄŸi Hafız YaÅŸar vardı. O Kuran okunurken gözlerinden yaÅŸlar okunurdu. Hatta bütün hocaları toplayıp ayetleri okuyup izah ederek incelemeler yapardı. Bana "Allah'ın sana verdiÄŸi lütfu unutma ve bununla şımarma, mütevazi ol, daima Allah'a ÅŸükret" derdi. Kendisine "PaÅŸam ÅŸunu yaptın, bunu yaptın" diyenlere "Bana Allah yardım etti, ben talihli bir insanım derdi." 13
"Hz. Peygambere çok hürmet ederdi. Peygamberlerin çok saÄŸlıklı bir muhakemeye vakıf olduÄŸuna kaniydi. Bir gece Hz. Peygamberin askeri dehasından bahsediyordu. Orada hiç Muhammed demedi... Onun dine, fikre saygılı bir kiÅŸiliÄŸi vardı. Kuran'a da çok hürmeti vardı. Yanında üç hafız vardı. Hafız YaÅŸar, Hafız Hüseyin, Hafız Mehmet. Ben o hafızları, onun yanında Çankaya'da tanıdım. Saygıyla dinlerdi. Onun karşı olduÄŸu yobazlık ve hurafelerdi." 14
"Dünyada Atatürk kadar İslam Dinini mana ve mefhumuyla kavramış ve onu aslına iade etmek için büyük kavga yapmış baÅŸka bir insan yoktur. Mustafa Kemal 1300 sene sonra Hazreti Muhammed'in ruhunu ÅŸadedecek esaslar getirmiÅŸtir. Bugün secde-i Rahmana alın koyabiliyorlarsa bu onun sayesindedir. Bugün en geçerli iki meal, Ömer Rıza DoÄŸrul ve Ahmet Hamdi Akseki mealleridir. İkisini de Mustafa Kemal yaptırmıştır. Muhammed ismini kullananları kesinlikle affetmezdi. "O büyük insana layık olamazsa ne olacak" derdi." 15
![]() Hüseyin Rauf (Orbay)'ın (1880-1964) baÅŸkanı olduÄŸu TBMM Hükümeti'nin üyeleri ve din adamları Cumhuriyet ilan edilmeden önceki günlerde bir törende görülüyor. |
Süreyya Koral (Kılıç Alinin eski eÅŸi) anlatıyor:
"Laikti. Laiklik dinsizlik deÄŸildir... Kuran'ın TürkçeleÅŸtirilmesi dinin anlaşılmasına vesile olan büyük bir hizmettir. O, dinin politika aracı olarak kullanılmasına ve istismarına karşıydı ve buna hiçbir zaman izin vermedi." 16
Büyük Önder'i tanıyanların da ifade ettiÄŸi gibi, Atamız, dine ve manevi inançlarına baÄŸlı ve saygılı bir liderdi. Atatürk'ün İslam Dinini, Kuran'ı, Peygamberimiz (sav)'i öven ve milletimizi İslam Dinini yaÅŸamaya davet eden pek çok sözleri mevcuttur. İşte bu sözlerden bir kaçı:
" İnsanların mücadelelerinde en kuvvetli istihkam (barikat), iman dolu göÄŸüsleridir" 17
"Din vicdan iÅŸidir. Herkes vicdanının sesini uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. DüÅŸünce ve düÅŸünceye muhalif deÄŸiliz. Biz sadece din iÅŸlerini milletin iÅŸleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassuplar hareketlerden sakınıyoruz." 18
"Ey millet! Allah birdir. Åžanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi ve hayrı üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri duyurmaya memur ve elçi olmuÅŸtur. KoyduÄŸu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki, Kur'andaki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiÅŸ olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeÄŸe tamamen uyuyor ve uygun düÅŸüyor." 19
"Din vardır ve lazımdır. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"20
"Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri, hiçbir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz da." 21
"Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceÄŸi dille ruh ve beyne hitap edebilmekte, Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı
kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." 22
"Ey ArkadaÅŸlar! Tanrı birdir, büyüktür- Adalet-i ilahiye, O'nun tecellilerine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devrede mütalaa olunabilir, ilk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. İkinci devir, insanligin kemal (olgunluk) devridir."24
"Ey millet! Allah birdir, ÅŸanı büyüktür. Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliÄŸe memur ve resul olmuÅŸtur. KoyduÄŸu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kuran'i azimüssandaki husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiÅŸ olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. EÄŸer akli mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diÄŸer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olmalı gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Hak'tır."25
"Din vardır ve lazımdır. Temeli çok saÄŸlam bir dinimiz var malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uÄŸramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayi takviye etmek lüzumu hissedilmemiÅŸ. Aksine olarak birçok yabancı unsur binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleÅŸecek ve saÄŸlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır."26
ATATÜRK'ÜN HAZRETİ MUHAMMED (SAV) İLE İLGİLİ DÜÅžÜNCELERİ
Atatürk yeni Türk Devleti'ni kurarken milliyetçilik ülküsünden hareket etmiÅŸ, fakat bu milliyetçiliÄŸin ancak imanlı, güzel ahlaklı, Müslüman Türk halkının desteÄŸi ve çabasıyla baÅŸarılı olacağını vurgulamıştır. Yaptığı birçok konuÅŸmada İslam'ın önemine deÄŸinmiÅŸ, Milli Mücadele'ye baÅŸlarken ve milliyetçilik ateÅŸini yakarken en büyük yardımı din adamlarından aldığını söylemiÅŸtir. Atatürk milli mücadelede Peygamber Efendimizin yüce ahlakının, mücadeleci ruhunun, en güzel örnek olduÄŸunu sık sık tekrarlamıştır.
İşte Atatürk'ün Hazreti Muhammed (sav) ile ilgili bazı sözleri:
"O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonsuza kadar O ölümsüzdür."27
"Büyük inkılap yaratan Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak O'nun koyduÄŸu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.28
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hazreti Muhammed'in gösterdiÄŸi yolu takip etmeli ve verdiÄŸi talimatları tam olarak takip etmeli. Tüm Müslümanlar Hazreti Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet'in hükümlerini olduÄŸu gibi yerine getirmeli. Zira bu ÅŸekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilir."29
ATATÜRK'ÜN VİCDAN VE DÜÅžÜNCE ÖZGÜRLÜÄžÜ HAKKINDAKİ GÖRÜÅžLERİ
![]() |
Atamızın vicdan ve düÅŸünce özgürlüÄŸünün önemi ve gerekliliÄŸi ile ilgili bazı sözleri ÅŸunlardır:
"Her fert istediÄŸini düÅŸünmek, istediÄŸine inanmak, kendine malik siyasi bir fikre malik olmak seçtiÄŸi bir dinin icaplarını yapmak ve yapmamak hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabii haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır."30
"Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'a istediÄŸi gibi ibadet eder... Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini, zorla baÅŸkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilemez." 31
"Taassupsuzluk o kimsede vardır ki vatandaşın veya herhangi bir insanın vicdani inanışlarına karşı hiç kin duymaz, bilakis hürmet eder."32
"Camiler, itaat ve ibadet ile birlikte din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiÄŸini düÅŸünmek yani meÅŸveret için yapılmıştır.33
ATATÜRK'ÜN DİNE HİZMETLERİ
Atatürk'ün güzel ahlakı, uyguladığı din politikasında da etkili olmuÅŸtur. Atatürk halkın manevi yönünü kuvvetlendirmeye çalışmış, halkın ancak bu ÅŸekilde istenilen refah ve huzura ulaÅŸacağını savunmuÅŸtur ve ÅŸöyle demiÅŸtir:
"Hissiyatı ve vicdani telakkiyatı, ilim ve fenle besleyip eÄŸiterek toplumun gerçek huzur ve saadetine çalışmak ulvi bir görüÅŸtür."34
EÅŸsiz lider Atatürk'ün ülkeyi yönettiÄŸi süre zarfında dine yaptığı en iyi hizmet dinin doÄŸru anlaşılması ve yaÅŸanması için ciddi bir mücadele göstermesidir. Atatürk bu amaçla Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı'nı kurmuÅŸtur. İkinci olarak hurafeciliÄŸe karşı çıkmış ve Kuran'ın doÄŸru anlaşılması için TürkçeleÅŸtirilmesini saÄŸlamıştır.
![]() Atatürk'ün güzel ahlakının etkileri dine yaptığı hizmetlerde de açıkça görülmektedir. Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920'de, TBBM'nin balkonunda meclis üyeleri ile birlikte görülüyor. |
KURAN'IN TÜRKÇELEÅžTİRİLMESİ VE ANLATILMASI
Atatürk Kuran-ı Kerim'e de büyük bir saygı ve itaatle baÄŸlı bir insandı. Kuran'dan söz ederken pek çok kez "kitabı ekmel" yani "en mükemmel kitap" ifadesini kullanmıştır. Atatürk'e göre Kuran'ın anlaşılarak okunması, yalnızca duvarlarda süs olarak saklanılan bir kitap olmaması gerekiyordu. Mustafa Kemal hurafeleri silmek, akla, fenne, mantığa uygun dediÄŸi gerçek İslam'ın anlatılmasını saÄŸlamak istiyordu. Bu sebeple Kuran'ın anlaşılması için TürkçeleÅŸtirilmesine karar verdi. Atatürk bu isteÄŸini ÅŸu ÅŸekilde dile getirmiÅŸtir:
"Türkler dinlerinin ne olduÄŸunu bilmiyorlar. Bunun için Kuran Türkçe olmalıdır."
"Türk Kuran'ın arkasından koÅŸuyor fakat onun ne dediÄŸini bilmiyor. Ve bilmeden tapınıyor, benim maksadım, kitapta neler var Türk anlasın."35
Bu maksatla Kuran TürkçeleÅŸtirilmiÅŸ, Atamızın direktifleriyle Cumhuriyetimiz'in ilk on beÅŸ yılında Kuran-ı Kerim'in meali ve tefsiri niteliÄŸinde 9 eser yayınlanmıştı. Atatürk Dolmabahçe Sarayı'nda da Kuran okutturmuÅŸ, ayetleri okuyup izah ettirerek manası üzerinde incelemeler yapmıştır.
ATATÜRK'ÜN LAİKLİK ANLAYIÅžI
Atatürk, laikliÄŸi, din ve vicdan hürriyetinin temeli olarak görmüÅŸtür. Fakat tarihte ve günümüzde laiklik yanlış anlaşılmış, yanlış uygulanmış, bilinçli olarak bazı çevrelerce çarpıtılmaya çalışılarak "dinsizlik" gibi lanse edilmek istenmiÅŸtir. Oysa gerçekte laiklik devletin, dinler karşısında tarafsız kalarak insanlara din hürriyetini saÄŸlamasıdır.
Laiklik ilkesinin amacı, gerçekte inancı özgürleÅŸtirmektir. Devlet, hangi din veya mezhepte olursa olsunlar vatandaşına vicdan, ibadet ve dini yaÅŸama hürriyeti saÄŸlar. Atatürk'ün laiklik ilkesinin özü, devletin halkını, bir dini kabul etme, o dinin gereklerini uygulama ya da uygulamama konusunda kendi vicdanları ile baÅŸ baÅŸa bırakması ve onlara özgür bir seçim yapma ÅŸansı vermesidir.
Dikkat edilirse sözkonusu laiklik anlayışı İslam'ın özüne de son derece uygundur. İslam Dininde de hiç kimse bir baÅŸkasını iman etmeye veya ibadetlerini yapmaya zorlayamaz. Nitekim Allah rızası gözetilmeden (örneÄŸin baskı altında) yapılan ibadetin de Allah katında bir karşılığı yoktur. Bu nedenle Atatürk Türkiye Cumhuriyeti için laikliÄŸi seçmiÅŸ, kiÅŸilerin din ve ibadet özgürlüÄŸünü vererek devletin dine karışmamasını saÄŸlamıştır. İslam ahlakında da kiÅŸi, hiçbir baskı olmadan ancak özgür iradesi ile dini yaÅŸar. Åžahıslara dışarıdan müdahale ancak, teÅŸvik etme, anlatma, öÄŸüt verme ÅŸeklinde olur. Fakat bu konuda da bir zorlama yapılamaz.
Atatürk'ün laiklik ve laik toplum anlayışını en güzel anlatan sözlerinden biri ÅŸu ÅŸekildedir:
"Din ve vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. DüÅŸünce ve düÅŸünceye karşı deÄŸiliz. Biz sadece din iÅŸlerini, millet ve devlet iÅŸleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve tutucu hareketlerden sakınıyoruz." 36
Din konusunda oluÅŸturulan yapay gerilimler ise, ancak Atatürk'ün uyguladığı formülle çözümlenebilir. Atatürk, İslam'a inanan samimi bir dindar olarak, laikliÄŸi din ve vicdan özgürlüÄŸünün temeli olarak kabul etmiÅŸtir. Gerçek dindarlara ve vatanperverlere düÅŸen görev, Atatürk'ün de yaptığı gibi, hurafalere ve batıl inanışlara karşı gerçek İslam'ı savunarak ve öÄŸreterek ilmi olarak mücadele etmek, öte yandan da Atatürk'ün mirasını "din aleyhtarlığı" gibi göstermek isteyen materyalist-Marksist odaklara karşı tavır almaktır.

ATATÜRK'ÜN GÜZEL AHLAK VASIFLARI
"İftira ve yalan en büyük yalanlardır. Kuran 'iftiraya cüret edenler, yalan söyleyenler mümin deÄŸillerdir' diyor."37
Atatürk, dünyanın, ahiretteki ebedi mükafata ulaÅŸmak için bir imtihan yeri olduÄŸunu bilirdi. "Cihan bir imtihan meydanıdır, imtihanda muvaffak olmadan lütufkarahane muameleler beklemek boÅŸunadır"38 ÅŸeklindeki sözü bu konudaki inancının bir ifadesidir. Bu ve benzeri sözleriyle insanları Allah'ın rızasına göre davranmaya teÅŸvik etmiÅŸtir. Bu sebeple özel yaÅŸamında olduÄŸu gibi devlet yönetiminde de ahlaki deÄŸerlerden taviz vermeden vicdanı ile hareket etmiÅŸtir.
![]() 29 Ekim 1933'deki 10. yıl kutlamaları sırasında görülen Atatürk'ün baÅŸarısının ardındaki sırlardan biri de, kayıtsız ÅŸartsız dürüstlüÄŸüdür. |
"Hedefe ulaÅŸmak için her yol mübahtır" ÅŸeklindeki Makyevelist mantığın her zaman karşısında olan ve ahlaki deÄŸerlerden asla taviz verilmemesi gerektiÄŸine inanan Atatürk, kendisi gibi çevresindeki insanların da dürüst olmasını ister, dürüst olmayan insanları tasvip etmezdi. Son derece hoÅŸgörülü olmasına raÄŸmen asla sevmediÄŸi ve affedemeyeceÄŸi iki ÅŸey vardı. Bir yakınına sevmediÄŸi bu iki konu sorulmuÅŸ, karşılığında ÅŸu cevap alınmıştır:
"Yalan ve emrivaki, bu iki hatadan baÅŸka affedemeyeceÄŸi kabahat yoktu."39
Dürüst olmamak Allah'ın çirkin gördüÄŸü ve İslam ahlakına aykırı bir davranıştır. Allah, Kuran'da, "GerçeÄŸi sürekli ters yüz eden, günaha düÅŸkün olan herkesin vay haline" (Casiye Suresi, 7) hükmüyle insanları uyarmıştır. BaÅŸka bir ayetinde de "Kahrolsun, o 'zan ve tahminle yalan söyleyenler'; (Zariyat Suresi, 10) diyerek dürüst olmamanın Allah katında büyük bir cezası olduÄŸuna dikkat çekmiÅŸtir. Bu
sebeple Allah'tan korkan insanlar, hayatlarının her anında yalan söylemekten kaçınırlar.
İşte, Atatürk'ün baÅŸarısının ardındaki sır, özel hayatında olduÄŸu gibi devlet yönetiminde de dürüst davranmasıdır. İleri görüÅŸlülüÄŸü ile kimi hangi göreve yerleÅŸtiriciÄŸini iyi bilen Atatürk, devlet yönetiminde ehil olanlara sorumluluk vererek Allah'ın emrettiÄŸi gibi "emaneti ehline" teslim etmiÅŸtir. Söz konusu kiÅŸiler, yakın arkadaÅŸları da olsa devletin güvenliÄŸini düÅŸünerek asla iltimas geçmemiÅŸtir. İslam Dininin bir emri olan emaneti ehline verme iÅŸi ile Atatürk böylece Türk halkını da dürüstlüÄŸe ve iÅŸlerinde ehil olmaya teÅŸvik etmiÅŸtir. Atatürk'ün bu konudaki bir sözü ÅŸöyledir:
"ArkadaÅŸlar benden iltimas beklememelidir. Hepiniz benim gözümde deÄŸerli, önemli kardeÅŸlerimsiniz. Ama hepinize gösterdiÄŸim hedef yüce kutsal bir hedeftir. Hanginiz daha güzel yöntemle, baÅŸarıyla oraya ulaşırsanız, onu ellerim çatlayıncaya kadar çırparak alkışlayacak, takdir edeceÄŸim. Benden iltimas ve taraf tutma beklemeyiniz arkadaÅŸlar, adam olanlar, insan olanlar, yüksek ideali olanlar deÄŸerlerini göstersinler. Benim size kardeÅŸçe söyleyeceÄŸim budur, tüm arkadaÅŸlarımıza söylemek zorundayım ki ben o milli hedefe tüm millet kitlesini yürütmek için, doÄŸal olarak ahlaki bir durum, bunu isterim." 40
"Bir adam ki büyük olmaktan bahseder bu benim hoÅŸuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak için evvela büyük adam olmak lazım der. Ve bunun için numune irtihap eder, onun gibi olmayınca memleketin kurtarılamayacağı kanaatinde bulunur bu adam deÄŸildir."41
Önemli bir mümin vasfı olan tevazu için Allah, Kuran'da ÅŸöyle buyurmaktadır:
![]() |
"O Rahman olan Allah'ın kulları yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler..." (Furkan Suresi, 63)
Atamız da, bu ahlakı göstermiÅŸ, bütün dünyaya nam salan zaferlerini ve üstün baÅŸarılarını hiçbir zaman ÅŸahsına mal etmemiÅŸ, daima halkının baÅŸarısını ve güzel özelliklerini ön plana çıkarmıştır. Ulusunun içinde erimiÅŸ bir kahraman olarak makamın, ünvanın hiçbir ehemmiyeti olmadığını sık sık vurgulamıştır:
"Gerçekleri bilen, kalp ve vicdanında manevi kutsal hazlardan baÅŸka zevk taşımayan insanlar için ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiçbir deÄŸeri yoktur."42
"Benim ÅŸan ve ÅŸerefimden söz etmek de hatadır. İyi dinleyiniz, öÄŸüdüm budur ki içinizden herhangi bir adam çıkar, ÅŸan ÅŸeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başının belasıdır. BulunduÄŸu Türk Ulusu'nun ÅŸan ve ÅŸerefi varsa, benim de bir bireyi olmak sıfatıyla ÅŸanım ve ÅŸerefim vardır. Asla baÅŸka deÄŸilim." 43
Onun gözünde büyük olmak ne parayla ne malla ne de baskıya dayalı bir otoriteyle oluÅŸmaktadır. Halkın gözünde büyük adam olmanın yollarını samimi bir ÅŸekilde ifade ederken Atamızın tevazusu bir kez daha ortaya çıkmaktadır:
"Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin; hiç kimseyi aldatmayacaksın; memleket için hakiki mefkure ne ise onu görecek, hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır; fakat sen buna mütehammil olacaksın; önüne nihayetsiz manialar yığacaklardır. Kendini büyük deÄŸil, zayıf, kimsesiz, vasıtasız telakki edecek, kimseden yardım gelmeyeceÄŸine kani olarak bu maniaları aÅŸacaksın."44
![]() |
Atatürk üstün ahlakından ötürüdür ki, her zaman mütevazi bir yaÅŸam istemiÅŸtir. Åžahsi hırs, mal ve mülk gibi dünyevi arzulardan kendini uzak tutmuÅŸ, gerçek zenginliÄŸin maneviyatta aranması gerektiÄŸini savunmuÅŸtur:
"Mal ve para bana ağırlık veriyor. Bunları soylu ulusuma geri vermekle büyük rahatlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar? İnsan, zenginliÄŸi kendi manevi kiÅŸiliÄŸinde aramalıdır."45
Atatürk'ün tevazusunu, karşısındaki kiÅŸilerin fikirlerine verdiÄŸi deÄŸeri, Türkiye'de bulunduÄŸu dönemde Atatürk'le çok yakın dost olan, Türkiye Cumhuriyeti nezdinde ilk Amerikan Büyük Elçisi General Charles H. Sherrill, kendi kitabında ayrıntılı olarak anlatmıştır. Sherrill'in anlattıklarından, Atatürk'ün yalnızca karşısındaki kiÅŸilerin fikrine deÄŸer vermekle kalmadığı, kendi hatalarını da büyük bir tevazuyla düzelttiÄŸi anlaşılmaktadır. Atatürk'ten dinlediklerini, ÅŸahsi tespitlerini, ülkesinde ve dünyada çok büyük yankılar uyandıran Gazi Ülkesinde Elçilik adlı kitabında toplayan Sherrill ÅŸöyle diyor:
"Öyle zamanlar oldu ki, anıları içinde benim eÅŸsiz nitelikte gördüklerimi düzeltti. "Hayır!.. Ben bunda yanılmışım. EÄŸer ÅŸöyle düÅŸünseydim ve yapsaydım sonuç daha mükemmel olacaktı" dediÄŸi az deÄŸildi. Gerçekçilik onun korkmadığı ÅŸeydi. Bu gerçekleri anlatırken yaşıyordu, esas mesleÄŸi askerliÄŸe, çok farklı bilgileri o yaÅŸta nasıl sığdırabilmiÅŸ, nasıl mutlak armoniyi sentez yaratabilmiÅŸ olmasına ÅŸaÅŸmamak, hayranlık duymamak mümkün deÄŸildi..."46
ZOR ANLARDA DA GÜZEL AHLAKINI MUHAFAZA EDERDİ
"Felaketler insanları ve akılları başında milletleri daima azimkar, dinç hamlelere sevk eder." 47
Bir ferdin insani kalitesi, yüksek ÅŸahsiyeti, dirayeti, zorlu anlarda ortaya çıkar. Müslüman ahlakına sahip Atatürk de ÅŸartlar ne olursa olsun, her zaman azim ve kararlılığını Türk halkına göstermiÅŸ, vazifelerini yerine getirirken ÅŸüphesiz çok çetin engellerle karşılaÅŸmış, asla ödün vermediÄŸi İslam ahlakı sayesinde de büyük baÅŸarılar elde etmiÅŸtir. İşte bu özellikleri ona "çağın büyük devlet adamı" olma vasfını kazandırmıştır. Çünkü çok az lider tarihin akışını bu denli deÄŸiÅŸtirebilmiÅŸ ve "tarihi lider" ünvanını alabilmiÅŸtir.
![]() |
Türkiye Cumhuriyeti'nin çaÄŸdaÅŸ medeniyet seviyesinin üzerine çıkabilmesi için uÄŸraÅŸ veren Mustafa Kemal Atatürk'ün en dikkat çekici özelliklerinden biri, zorluklar karşısında direnmesi, karar verdiÄŸi bir ÅŸeye azmetmesi idi. KarşılaÅŸtığı zorluklar ve olumsuzluklardan asla yılgınlığa kapılmazdı. İnandığı deÄŸerler uÄŸruna kararlı bir ÅŸekilde mücadele ederdi. Hızlı ve seri kararlar verir, "Tatbik eden icra eden, karar verenden daima daha kuvvvetlidir."48 diyerek lüzumuna kani olduÄŸu iÅŸin derhal yapılmasını isterdi.
Nitekim Kuran'da da örnek bir ahlaka sahip olan insanların, zorluk zamanında da güzel ahlaklarından taviz vermedikleri, karşılaÅŸtıkları güçlüklerden dolayı hiçbir zaman ümitsizliÄŸe kapılmadıkları haber verilir. Al-i İmran Suresi'nde samimi bir Müslümanın bu üstün özellikleri ÅŸu ÅŸekilde belirtilmektedir:
"Onlar, kendilerine insanlar: 'Size karşı insanlar toplandılar, artık onlardan korkun' dedikleri halde, buna raÄŸmen imanları artanlar ve: 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' diyenlerdir." (Al-i İmran Suresi, 173)
Üzerinde Müslüman kararlılığı bulunan Mustafa Kemal de halkına zorluklar karşısında yılmamayı, aleyhte faaliyetlerden etkilenmemeyi öÄŸretmiÅŸtir. Atatürk bu konuyu ÅŸu sözleriyle tarif etmiÅŸtir:
"... Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır, kendini büyük deÄŸil küçük, zayıf, vasıtasız hiç telakki ederek kimseden yardım gelmeyeceÄŸine inanarak bu güçlükleri aÅŸacaksın..."49
Atatürk, zorluklara göÄŸüs germiÅŸ, milletinin ve













